Oktoberfest dedikleri…

Oktoberfest

Altı aydır Münih’te yaşayan ve şu sıralar hayatının ikinci Oktoberfest’ine şahit olan biri olarak hadi gelin sizlerle Oktoberfest neymiş ne değilmiş güzelce bir inceleyelim, ne dersiniz?

Oktoberfest’i anlatmaya başlamadan önce sizlere biraz Münih’ten bahsetmek istiyorum. Münih Almanya’nın Berlin ve Hamburg’dan sonra üçüncü büyük kenti ve aynı zamanda eyalet sistemiyle yönetilen Almanya’nın Bavyera eyaletinin de başkenti. Bavyera, tarihi 6. yüzyıla kadar dayanan ve tarihi boyunca farklı imparatorluklara ev sahipliği yapmış, belki de bu yüzden tarihsel olarak zenginliğinin yanı sıra maddi olarak da oldukça gelişmiş. Yani süslemeden söylersek bir hayli zengin bir eyalet. İşte bu zenginlik bana göre Oktoberfest’in de itici gücü olmuş.

Oktoberfest Tarihi

12 Ekim 1810’da o zamanların Bavyera Kralı Ludwig I, Prenses Theresa ile dünya evine girmiş. Bizim gönlü geniş kralımız düğününe tüm halkını davet etmiş ve bugünkü Oktoberfest’in yapıldığı yerde yani Theresienwiese’de zengini fakiri Kral ve Kraliçelerinin bu mutlu  gününü kutlamışlar. Sonra da artık nasıl eğlendilerse bu böyle tek bir sene olmayacak haydi her sene aynı gün bu güzel evliliği kutlayalım demişler. O günden beridir de yani 207 yıldır Bavyera halkı oldukça coşkulu bir şekilde bu evliliği hakkını vererek kutluyor.

Tabii eski zamanlardan bu yana bazı şeyler ister istemez değişmiş, zamana ayak uydurmuş. Mesela eskiden Oktoberfest kutlamaları esnasında festival alanında at yarışları yapılır, insanlar da bu yarışları izler sonrasında da içkilerşni içer dans ederlermiş. Hatta bu yüzden geleneklerine bağlı Almanların çoğu Oktoberfest’e “Wiesn” (Almanca atların yarıştığı çayır anlamına geliyor) diyor. Ama artık günümüzde kurulan çadırlarda eğlenceler dışarıda ise lunaparktaki oyuncaklarla eğleniyor insanlar. Bir diğer değişiklik de festivalin zamanı ile alakalı, ne dedik Ludwig’le Therese 12 Ekim 1810’da dünya evine girmişler, haliyle ekim ortasında kutlanıyormuş o dönem festival. Ama bir süre ekim ayının soğuğunda özle rahat rahat eğlenemeyince eylülün üçüncü hafta sonu başlayıp, ekimin ilk haftasonu bitecek şekilde kutlanmaya devam etmişler.

Oktoberfest kutlanmaya başlandığı tarihten bu yana 24 kez mücbir sebep yüzünden yapılamamış. 1854 ve 1873 yıllarında Kolera salgını, 1866 ve 1970 yıllarındaki savaşlar, 1914-1918 arasındaki I. Dünya Savaşı, 1923 ve 1924’te yüksek enflasyon sebebiyle ve tabii ki 1939-1945 yılları arasındaki II. Dünya Savaşı yüzünden festival gerçekleştirilememiş. Gördüğünüz gibi aslında bazen uzunca ara verseler de Bavyeralılar Oktoberfest’ten hiç vazgeçmeyerek günümüze kadar taşımışlar. Belki de bunca şeye rağmen ayakta kalması ve dünyanın en büyük “Volkfest” (halk festivali) sayılmasının nedeni de bu.

Ama Oktoberfest’le ilgili bence en kötü anı 1980 yılında yapılan bombalı saldırı. Şaşırdınız değil mi? Şahsen ben bunu duyduğumda çok çok şaşırmıştım. Zira ben altı aydır burada yaşıyorum ve buraya yerleşmeden önce de Münih’le ilgili pek çok araştırma yaptım, yazılar okudum ama inanın hiçbirinde “dünyanın en büyük festivallerinden birinde gerçekleşen bombalı saldırıya” dair tek bir kelimeye rastlamamıştım. Ta ki Wolfgang Schorlau’nun Münih Komplosu adlı romanını okuyana kadar. Roman, eski bir dedektife Münih saldırısına ait delilleri yeniden araştırması için verilen görev ve sonrasında saldırının aydınlatılması işleniyor. Neredeyse kitabın ortasına kadar ne de güzel kurgulamışlar diyerek okudum, sonra bir yerde şeytan dürttü, internetten küçük bir araştırma yaptım ve bingo! 26 Eylül 1980’de Neonaziler tarafından festival alanında bomba patlatılıyor. Patlamada 13 kişi hayatını kaybediyor, 201 kişiyse yaralanıyor. Bu patlama Almanya tarihinin ikinci büyük terör saldırısı olmasına rağmen bazı politik sebepler yüzünden biraz da bilerek unutturuluyor. Şu anda festival alanının girişine bu patlamada hayatını kaybedenlerin anısına yapılmış bir anıt bulunuyor.

Tarihsel detayı şimdiki zaman dosyasından daha kabarık olan Oktoberfest’in güncel gerçeklerinden bahsedelim haydi biraz da. Dediğim gibi Oktoberfest her yıl eylül ayının üçüncü hafta sonu başlayıp ekim ayının ilk haftasonuna kadar devam ediyor. Bu dönem boyunca haftaiçleri 10:00 – 22:30 arası, haftasonları ise 09:00 – 22:30 arası “beer serving hours” yani bira sunulan saatler olarak geçiyor, yani çadırlarda bu saatler aralığında bira servisi yapılıyor, öncesinde ve sonrasında herhangi bir alkol satışı yok. Çadır çadır diyorum, bilmeyenler için bu terim de yabancı gelebilir, azıcık bunu da açıklayayım: Münih’te kurulmuş ve üretim yapan bira fabrikaları Oktoberfestte yalnızca kendi biralarını sundukları büyük çadırlar kuruyorlar; ama gerçekten büyük. Bu çadırlardaki masaların bir kısmı rezervasyonlu iken bir kısmı “ilk gelen ilk oturur” mantığıyla ziyaretçiler için ve ücretsiz. Tabii ki yediğinizi içtiğinizi ödemek zorundasınız, ama herhangi bir çadıra girip bir saat etrafı izleyip eğlenip bir şey yiyip içmeden dolayısıyla para ödemeden çıkmanız mümkün. Bu bira fabrikaları (mesela Augustiner, Paulaner, Löwenbrau, Hofbrau vb.) Oktoberfest’e özel bira üretiyor ve festival süresince bu özel birayı satıyor. Söylenene göre bu şirketler Oktoberfest süresince o kadar iyi para kazanıyorlarmış ki yılın geri kalanında hiçbir şey üretmeden otursalar da olurmuş!

İşte bu çadırlarda biranızı içip pretzelinizi yiyip eğlenebileceğiniz gibi dışarıda kurulmuş dev lunapark aletlerine binerek eğlenebilirsiniz de. Henüz gelmeyip gelmeyi düşünenlerin en büyük soru işaretlerinden biri giriş ücretli mi konusu. Hayır festival alanına giriş ücretsiz, her gün günde elli kez girip çıkabilirsiniz, rahat olun. Dediğim gibi çadırlara giriş de ücretsiz ancak takdir edersiniz ki yılda 6 milyon kişinin ziyaret ettiği bu alanda çadırlarda yer bulmak her zaman kolay olmayabiliyor, o yüzden ya sadece girip şöyle bir bakıp çıkacaksınız ya da sabırla birilerinin ayrılmasını bekleyip onların yerine oturacaksınız. Tabii kalabalık bir grup halinde geliyorsanız ve ben oturup güzel güzel eğlenmek istiyorum diyorsanız ücreti mukabili masa rezerve edip size ayrılar gün ve saat diliminde gidip masanızda eğlenebilirsiniz.

Çocuklu aileler için de ayrı bir parantez açmak istiyorum, malum herkes bekar çocuksuz vur patlasın çal oynasın durumda değil. Oktoberfest sizleri de düşünmüş ve çocuğunuzla gidebileceğiniz daha nezih ve diğer çadırlara göre daha sakin bir alan yapmış. Ama buraya girebilmeniz için ufak bir giriş ücreti ödemeniz gerekiyor ki hiç buna söylenmeyin, giriş ücreti olmasından mütevellit zurna olup partilemeye gelmiş tipler girmeye teşebbüs etmiyor 🙂 Oide Wiesn denen ve daha geleneksel alan olan kısma 3€ giriş ücreti ödeyerek giriyorsunuz, içerideki çadırlar hem daha sakin, hem çocukları da cezbedecek dans ve eğlenceler var ve en önemlisi içip sapıtan tip pek yok. Ama unutmayın, akşam sekizden sonra çocuklarınıza ve size güle güle diyorlar; zira uyku saatiiii 🙂

Sonsuzluğa doğru uzayan Oktoberfest yazımda bir de geleneksel kıyafetlere değinmeden olmaz. Oktoberfeste drindl ya da lederhosen giymeden gitmek demek İstiklal Caddesinde çıplak gezmekle eşdeğer bir hissiyat bırakıyor üstünüzde. Zira yediden yetmişe neredeyse her kadın drindl denen o güzel (ve göğüs dekolteli o cesur) elbiseyle katılırken erkekler de lederhosen denen geleneksel deri pantolon ve pöti kare gömlekleriyle geliyor festivale. Eğer sağda solda kot tişörtle gelen insanlar görürseniz üç ihtimal vardır: birincisi turisttirler ve henüz kıyafet almaya vakitleri olmamıştır, ikincisi yerlidirler ve o gün için festivale geçerken uğramışlardır sonuncusu da dikkat çekmeyi isteyen herkes bana baksıncılardır. Evet bu kıyafetler işte bu kadar önemli ve normal burada. Zaten Münih’te Oktoberfest’ten bir ay önce vitrinler (ama neredeyse tüm vitrinler, sucuk satan kasap, meyve satan manav bile yani) drindl ve lederhosen koleksiyonuyla doluveriyor. Her keseye uygun ve özellikle kadınlar için envai çeşit seçenek var; renklisi allısı pullusu morlusu derken insan hangisini alacağını şaşırıyor. Ne kadar süslü o kadar makbul gibi bir durum var üstelik. Ayrıca facebook sayfalarında ikinci el drindl ve lederhosen de bulmak mümkün, zira çoğu kişi bir önceki yıl giydiği drindlı satıp bu yıl yeni bir drindl almak istiyor. Yani Oktoberfest öncesi geleneksel kıyafet piyasası bir hayli hareketli burada.

Hazır söz drindldan açılmışken drindlın önündeki etekliğin kuşağını bağlama şeklinin de özel bir anlamı var. Evli ya da nişanlı olan kızlar kuşaklarının kurdelesini sağ tarafa yapmaları gerekiyor, bekar ve arayışta olanlar ise sol tarafa. Eğer ortaya bağlarsanız iki anlamı var: birincisi “ya birisi var ama tam sevgili de değiliz takılıyoruz işte” durumu, ikinci ve daha geleneksel ise “bakireyim” durumu 🙂 Eğer kurdeleyi tam arkanıza bağlarsanız ya festivalde çalışan garsonsunuzdur ya da yine geleneksel yoruma göre dulsunuzdur. O yüzden gelmeden önce kuşak işini iyice öğrenin gelin. Zira sadece sembolik ya da kağıt üstünde değil, gerçek hayatta da erkeklerin beğendikleri kızlara yanaşıp yanaşmamaları için kuvvetli bir ön eleme bu kurdaee 🙂

Kurdelesini arkaya bağlayanlardan bahsedelim biraz da, hayır dulları kastetmedim, garsonlar şu anki konumuz. Oktoberfest’te garson olmak demek iki haftada hayalinizdeki arabayı alacak kadar parayı kazanmanız demek olabilir (tabii lamborgini’den bahsetmiyorum lütfen hayallerinizi abartmayın :)). Oktoberfest başlamadan aylar önce garson olmak için başvuran ve bunun için para ödeyen emekçi arkadaşlarımız, sattıkları biralardan ve topladıkları bahşişler sayesinde festivali en karlı kapatan kesim arasında. Hatta normalde kurumsal bir firmada 9-6 çalışan bazı insanlar Oktoberfest zamanı yıllık izin alıp festivalde garsonluk yapıp dört beş aylık maaşlarını iki haftada kazanıyorlarmış. Hal böyle olunca Oktoberfest’te garson olmak çok talep gören ama herkesin erişemediği bir mevki. Ayrıca eriştin diyelim, eğer tek seferde birer litrelik on birayı taşıyamazsan sen bir hiçsin dostum! Erkek kadın fark etmiyor gördüğün tüm garsonlar rahatlıkla, gık demeden litrelerce birayı tüm gün getirip götürüp servis ediyorlar. İşte kazandığı parayı sonuna kadar hak eden bir meslek dalı 🙂

Peki Oktoberfest’te insanlar karınlarını birayla mı doyuruyor, ne yiyip ne içiyor bu kadar insan derseniz; dedik ya bu geleneksel bir halk festivali, o yüzden de öyle hamburger patates yok efendim tavuklu quesidilla falan bulamazsınız. Pek de seçme şansı bırakmadan üç aşağı beş yukarı tüm çadırlarda hünhcen denen kızarmış tavuk, Bavyera simidi pretzel, Bavyera makarnası spetzl ve meze kıvamında obazda sunuluyor. Seçenek olarak az görünse de örneğin kızarmış tavuk belki de hayatınızda yiyebileceğiniz en lezzetli tavuklardan. Pretzel zaten dediğim gibi buranın simidi gibi, sadece festival döneminde değil 365 gün tüm pastane ve fırınlarda satılan, insanların kahvaltıda öğle ve akşam yemeklerinde ekmek niyetine yedikleri tuzlu şekilli ekmekçik. Yani neymiş, buralara yolunuz düşerse tavuk ve pretzel mutlaka yeniliyormuş. Çadırların dışında yani açık alanda ise lunapark aletlerinin yanı sıra irili ufaklı kurulmuş standlarda geleneksel şekerlemeler, patates kızartması ya da sosisli sandviç gibi atıştırmalıklar satılıyor.

Her ne kadar uzaktan bakınca içip sapıtılan bir festival olarak önyargılı düşünenler olsa da Oktoberfest Münih ve Almanya için çok önemli bir halk festivali. Her yıl milyonlarca kişiyi ağırlayan, neredeyse her ülkeden turiste ev sahipliği yapan Oktoberfest gezmeyi ve deneyim yaşamayı sevenler için mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir yer. Zira sadece festivale gelenlerin değil tüm şehrin bayram havasında yaşadığı bir organizasyon. Ufak tefek taşkınlıklar dışında insanların huzur içinde eğlendiği, sarkıntılık, ağız dalaşı, kavga gibi şeylerin neredeyse hiç yaşanmadığı, her yaştan insanı aynı masada toplayıp birbirini hiç tanımayan kişilerle kadeh tokuşturup dans edebildiğin bambaşka bir ortam Oktoberfest…

 

One thought on “Oktoberfest dedikleri…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close
Social profiles